Skip to content
TrackPodcasts
fictionSep 10, 202629:56

47. Sherlock Holmes - Mazarin Taşı

Sherlock Holmes

About this episode

No show notes were published with this episode.

Get every episode summarized

Each time Sherlock Holmes publishes, we email you a written briefing from the transcript — the topics, who appeared, and any specific claims, with the ad reads skipped.

Email me new episodes

Free for 3 shows. No card needed.

Hosts & guests

Transcript ready

675 searchable segments. Every word is indexed and playable.

47. Sherlock Holmes - Mazarin Taşı

Sherlock Holmes

0:00
29:56

Full transcript

Sherlock Holmes47. Sherlock Holmes - Mazarin Taşı. Machine-transcribed; use the interactive transcript above to jump the player to any line.

Sar Artur Konan Doğal Şarlakorms. Mazerintaşı. Pek çok şaşırtıcı maceranın başlangış noktası olan Baker Sokandaki oddalanık odada bulunmak, Doktor Watsın için kuşkusuz bir sevinç kaynağıydı. Duvarda asılabilimsel çizelgelere, kimiasalların bulunduğu asetten yıpranmış tezgaha, köşede duran keman kılıfına, içinde eski pipolarla tütünlerin bulunduğu kömür kabına keyifle bakıyordu. Nihayet gözleri dönüp dolaşıp biliye, büyük dedektifin kasvetli sülüyetini saran, yalnızlık ve inzivab hoştuğunu biraz olsun doldurmaya yardım eden genç ve nazi kuşanın gülümseyen yüzüne takıldı. Hiçbir şey değişmemiş galiba bile, sen değişte işmemişsin. Umarım aynısı onun içinde geçerlidir. Bili derin bir kedere ile yatak odasının kapalı kapısına baktı. Sanırım şu anda uyuyor, dedi. Güzel bir yaz akşamıydı ve saat yedi olmuştu.

Ama doktor vatsın eski dostun on düzensiz alışkanlıklarına aşiğına olduğu için buna hiç şaşırmamıştı. O halde bir vaka üstündedir. Evet efendim, başka hiçbir şey düşünmüyor. Sağlığı için endişeleniyorum, gittikçe daha da solgunlaştı ve zayıf düştü. Hiçbir şey de yemiyor. Bayan Hütsun, ne zaman yemek yiyeceksiniz Bay Holmes diye soruyor ama o, yarından sonra yedi buçukta diye cevap veriyor. İz üstündeyken nasıl olduğunu bilirsiniz. Evet Bili, anlıyorum. Birilerini takip ediyor. Dün işareyen bir amelak hılığında çıktı. Bugünse yaşlı bir kadın oldu. Beni bile kandırdı, yemin ederim ama şimdi nasıl yaptığını biliyorum. Bili bunları söyledikten sonra gülümseyerek, kanepede ki büyük şemsiyeyi gösterdi. Bu da yaşlı kadın kostümünün bir parçası. Dedi. Peki, mesele nedir Bili? Bili, gezle devlet sırları hakkında konuşuyormuş gibi sesini alçalıklı. Size söylememde sakınca öyk efendim ama tek bildiğim şu kraliyet elması ile ilgili oldu. Ne? Şu yüz bin sitellerini kırsızlık mı?

Evet efendim, onu geri almak zorundalar efendim. Geçenlerde başbakan ve içişleri bakanı da tam burada oturuyordu. Bay Holmes sonlara çok nazik davrandı. Sonra da içlerini rahatlatmak için elinden geleni yapacağına dair söz verdi. Bir ara Lord Kentlemer bile geldi. Sayı mı? Evet efendim, bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz. Tabiricahı ise tam bir soğuk nevale. Başbakanla anlaşabilirim. İçişleri bakanı da medeni ve kibar birine benziyor ama Lord Hazretlerine dayanamıyorum. Bay Holmes da öyle efendim. Aklınız alıyor mu? Bay Holmes'a inanmadı. İşi ona vermelerini de istememiz zaten. Herhalde Bay Holmes'un başarısız olmasını istiyordur. Peki Bay Holmes'un bundan haberi var mı? Bay Holmes'un bilmediği bir şey var mı ki? Neyse, umarım başarılı olur da Lord Kentlemer şaşkın adına. Baksana bile, penceredeki şu perde de neyin nesi? Üç gün önce Bay Holmes hazırladı. Arkasına komik bir şey koyduk. Bili, kemerli penceredinin cümvasını örtüyü kaldardı.

Doktor Vatsın bir an için hayretliğe ilkildi. Karşısında Röp Döşan Mırı içinde eski dostunun bir kopya'ısı duruyordu. Bir koltuğa gömülmüş, yüzünü pencereye dönmüş, görünmez bir kitabı okuyormuş gibi çenesini göğsüne indirmişti. Bili kafayı çıkarıp havaya kaldırdı. Daha canlı görünmesi için arasıra çıkarıp açısını değiştiriyoruz. Panjur kapalı olmasaydı elimi bile sürmezdim. Panjur'a açtığımızda yolun karşısından her şey görünüyor. Daha önce buna benzer bir şey kullanmıştık. O zamanlar ben yoktu, dedi bile. Sonra perdeye aralayı paşağı sokağa baktı. Karşıdan bizi gözetleyen birileri var. Şimdi penceredeki adamı görebiliyorum. Gelin kendi gözlerinizle görün. Vatsın tam bir adım atmıştık ki, yatak odasının kapısı açıldı. Ve içeri her zaman ki uzun boyu ince yapısı ile Holmes girdi. Yüzü solmuş çekilmişti ama adımları ve duruşu eski günlerdeki gibiydi. Hemen ileri atılıp panjur'u indirdi. Bu kadarı yeter bile, dedi.

Zaten bir kere hayatın tehlikeye girdi evlat. Sana hala ihtiyacım var. Evet vatsın, seni eski dairende görmek ne güzel. Tam da kritik bir dönemde geldin. Ben de öyle tahmin ediyordum. Gidebilirsin bile. Bu çocuk sorun olacak vatsın. Başının belaya girmesine gönlüm el vermiyor. Ne belası Holmes? Aynı bir ölüm. Bu akşam bir şeyler olmasını bekliyorum. Ne gibi? Öldürülmeye bekliyorum vatsın. Hayır, şaka yapıyor olmasın Holmes? Benimki gibi sınırlı bir mize haline işi bile daha iyi şakalar üretebilirdi. Ama şimdi de rahatımıza bakabiliriz. Değil mi? Alkola izin var mı? Prolar ve çakmak her zamanki yerinde. Seni eski koltuğunda görmek isterim. Umarım pipomdan ve zavallı tütünlerimden tiksinmeye başlamamışsındır. Bugünlerde yemeğin yerine onları aldı. Peki neden yemek yemiyorsun? Çünkü duyaları arandırmak için aç kalmak gerekir. Doktor olarak sen de bilirsin sevgili vatsın. Kabul etmelisin ki, sindirim sırasında beyni giden kanın büyük bir kısmı harcanıyor. Ben bir beynim vatsın.

Geri kalanım önemsiz bir appendisitten fark ziz. Bu yüzden öncelikle beynimi düşünmek zorundayım. Peki ya şu tehlike Holmes? Ah evet olur da başımıza gelirse, havuzana katilenizmini vadresini kaydetsen iyi olur. Sonradan sevgi vesaygılarımla Skotland Yarda'da da iletirsin. Adı Silvius, Countnogretto Silvius, Notal dostum, Notal. 166 mor site bahçeleri N.W. Yazdın mı? Vatsın'ın iyilik sever yüreği endişeyle çarpmaya başlamıştı. Holmes'un göze aldığı tehlikeleri ondan iyi kimse bilemezdi. Söylediklerinin, abartının ötesinde, meselenin oldukça hafif senmiş bir halini yansıtlığını iyi bilirdi. Vatsın her zaman bir eyle madama olduğu için, bunda da niyetini belli etmekte gecikmedi. Ben de varım Holmes, şu birkaç gün yapacak bir şeyim yok zaten. Senin ahlakın hiç düzenmeyecek mi Vatsın? Günahlarına yalan söylemeyi de mekledin şimdi. Her saat başı aranan işi başından aşkın tıp adamlarından bir farkın olmadığı çok açık oysaki.

Onlar o kadar önemli şeyler değil. Peki ama bu adamı tutuklatamıyor musun? Evet Vatsın, tutuklatabilirim. Beni bu kadar endişelendirende bu ya. Ve pek neden yapmıyorsun? Çünkü elmasın nerede olduğunu bilmiyorum. Ah, bili söylemişti. Şu kayıp kraliyet müceveri. Evet, büyük sarı mazerintaşı. Ağımı kurupları yakaladım ama taşı hala ulaşamadım. Müceferler ne işe yarar ki sanki, onlar olmasa dünyada yaşanır bir yer olmaz mıydı? Neyse, şimdilik bunları unutalım. Asıl istediğim otaş. Peki bu kontosil vüus balıklarından biri mi? Evet, hem de köpek balığı en saldırgancısından. Diğeri de boxör Sen Merton. Sen fena bir adam değil ama kontonu kullanıyor. Sen köpek balığı değil yani. O sadece iri yarı aptal, boğa kafalı sazanın teki. Ama ağımda çırpınanlardan biri de o. Şu kontosil vüus nerede? Daha bu sabah buruna geldik aslında. Beni yaşlı kadın kılığında görmüşsündür. Daha inandırıcı olamam herhalde. Aslında bakarsan bir kesişim siyemi bile tuttu.

İznenizle bayan demeyi de ihmal etmedi tabii. Adam yarı italyan biliyorsun. Kefi yerindeyken güne ililere özgü o sarift tavırlarını sergilemekten çekinmiyor. Ama bir kese pez atlığında da iblesin tek yolu pçukuyor. Hayat böyle beklenmedik şeylerle doluvatsın. Sonu kötü de bitebilirmiş. Belki öyle olurdu. Adamı yaşlı struabenzinin minori stekatüliğisine kadar takip ettim. Struabenz'i havalı düfeyi yapmış. İyi bir çalışma ve anladığım kadarıyla şu anda tam karşımızdaki pencereden üstümüze doğrultulmuş durumda. Hekeli gördün mü? Elbette bile göstermiş diye. İşte her an kafasına bir kurşun yiyebilir. Ne var bile? Genç adam elindeki tepsede bir kart vizitle çıkak gelmişti. Hoyrus kaşlarını kaldırarak şöyle bir göz atıp muzipçe gülümse de. Takendisi. Bunu pek beklemiyordun bak. Hazır ol vatsın. Neye cesaret? Belki de adamın avcılıktaki ünününün sende duymuşsuntur. Beni de işlerini ekleyebilirse avcılık kar yerinde altın harflerle yazılacaktır bu.

Şu anda en sesinden efesimi hissediyor olmalı. Polis çığır. Muhtemelen çığıracağım ama henüz değil. Şimdi vatsın. Pencereden dışarı dikkatliyice bakıp sokakta birileri var mı kontrol eder misin? Vatsın ihtiyatlı bir şekilde pencerenin kenarından aşağıya baktı. Evet, kapının yanında iri yarı bir adam var. Sen merton olmalı. Aptal ve saadıksam. Beyefendi şu anda nerede bile? Bekleme odasında efendim. Zili çolunca kendisini içeri al. Peki efendim. Ben odada olmasam bile içeri al. Peki efendim. Vatsın kapı kapana kadar bekleyip sonra endişeyle arkadaşına döndü. Bak Holmes bu imkansız. Karşında hiçbir şey aldırmayan çaresiz bir adam var. Seni öldürmeye gelmiş bile olabilir. Hiç yaşırmam. Seninle kalmakta ısrar ediyorum. Ayak boyu olursun. Adam mı? Hayır sevgili dostum bana. Ama seni bırakamam. Evet bırakabilirsin Vatsın. Bırakacaksın da. Sen bu oyunları iyi bilirsin. Sonuna kadar oynayacağına eminim.

Adam buraya kendi amacları için geldi. Ama biraz bekleyecek. Holmes bunları söyledikten sonra not defterini çıkarıp bir şeyler yazdı. Hemen Sikotlantiye arda gidip bunu cinayet masasından yugala ver. Sonra da polisleri alıp gel. Adam o zaman tutuklarız. Bunu zehkle yaparım. Belki sen gelene kadar ben de taşın nerede olduğunu öğrenebilirim. Zili çaldı. Yatak odasından çıkmamız daha iyi olur. Arka kapı son derece el verişli. Köpek bağlanan beni görmesini istemiyorum. Bilirsin bunun çeşitli yolları var. Dolayısıyla bir dakika sonra Bili konsil vüyüsü içeri aldığında o da boştu. Meşhur Avcı sporca adamımız Esmer yüzünde ince dudaklı Zalim birazın korkunç karabı yıklarla gölgelendiği ve üstünde kartal gagası gibi uzun bir burnun asılı olduğu iri yarı bir adamdı. İyi giyimliydi. Ama parlak kravatı, kravat iinesi ve yüzükleri fazla havalı duruyordu. Kapı arkasından kapandığında Karköşe başında kendisini bekleyen tuzaklara karşı tetekti olan biri gibi

yabani ve endişeli gözlerle çevresine bakındı. Sonra pencerenin dibindeki koltuğa aturmuş, tepkisiz başı ve röp döşen barı içinde şiddetli ilkildi. Başlangıçta çok şaşırmıştı. Sonra karanlık, katil gözlerinde korkunç bir umutuşu yandı. Bir kez daha etrafı kolaçan etip tanık var mı diye baktıktan sonra kalın bastonunu hava yakaldırıp ayaklarının ucunda sessiz cep pencereye doğru yöneldi. Tam son darbesine hazırlanıyordu ki yatak odasını kapısından serin kanlı alaycı bir ses kendisini selamladı. Kırmayın onu kondu kırmayın. Katil hızla geri döndü. Kaskadı kesilmiş yüzünde şaşkınlık okunuyordu. Bir an için ağır bastonunu kopya da hakimisine yöneltecekmiş gibi yarı hava yakaldırdı. Ama gri gözlerinde biliren alaycı bir praltı ile birlikte yere indirdi. Ne kadar hoş olmuş değil mi? dedi Holmes yaklaşarak. Fransız kalıpçi tıver neye yarı yaptı? Dostunus'u trabenzi havalı tüfekte ne kadar iyiyse o da bu balma mı kalıplarda o kadar iyidir. Havalı tüfek mi?

Ne demek istiyorsunuz? Şapkanıza bastonunuzu yandaki masaya koyun. Teşekkür ederim. Lütfen oturun. Tavan canınıza da çıkarabilir misiniz? Ah çok güzel. Artık oturabilirsiniz. Bu ziyaretiniz çok iyi oldu. Ben de sizinle birkaç dakika sohbet etmeye canatıyordum. Kond gür tehdit kerk aşlarını çattı. Benim de sana söyleyecek bir çift lafım var Holmes. Yüzden geldim. Az önce sana saldırmak istediğimi inkar etmeyeceğim. Holmes bacaklarını masaya özellik. Kafanızda buna benzer bir fikir olduğunu tahmin ediyordum. dedi. Peki bu ilginiye? Çünkü hatteni fazlasıyla aşarak canı masıktın. Çünkü o sefil yaratıklarına peşime taktın. Yaratıklar mı? Emin olun yok öyle bir şey. Saçma ben de onları takip ettirdim. Bu oyunda sadece iki kişiye yer var Holmes. Kond silvius. Tabii ki önemli değil ama rejih etsem bana hitap ederken ünvanımı da kullanabilirsiniz. Takdir edersiniz ki işim yüzünden haydutlarla senle benli olmak istemiyorum. Tabii istisnalar kaydeği bozmaz o ayrı. Peki ala bay Holmes olsun o zaman.

Mükemmel ne diyorduk? Ha inanım bana şu acanlarım konusunda yanılıyorsunuz. Kond silvius alaycı bir eda ile güldi. Başkaları da sizin kadar dikkatli olabilir. Dün yaşlı bir avcı vardı. Bugünse yaşlı bir kadın. Hiç peşimden ayrılmadılar. Beyfendi beni gerçekten şımartıyorsunuz. Yaşlı baron doğsun asılacığı sabahın akşamı kanunun kazandığını sahneler kaybetti demiş. Demek siz de şimdi girdiği mokulıkları övmeye kalkıyorsunuz. Siz miydiniz? O siz miydiniz? Holmes o muzzillikti. Şuraya bakarsanız minori iste şüphelenmeye başlamadın önce bana tuttuğunuz şemsiyeyi görebilirsiniz. Bilseydim buna asla cesaret edemezdiniz farkındayım. Kaçan fırsatların ardından herkes yakınır. Ne yapalım? Park edemediniz ve şimdi buradayız işte. Kond'un gür kaşları tetirkar gözlerinin üstüne iyice inmişti. Bu söylediğiniz meseleyi daha da kötüleştiriyor. Demek acanlarınız değil kendinizdiniz. Bana musallat olduğunuzu kabul ediyorsunuz. Neden peki?

Bırakın bunları kond. Cezairdi aslan avlardınız değil mi? Ne olmuş? Peki neden? Neden mi? Av heyecan tehlike. Ve tabii ülkeyi bir beladan kurtarmak için. Kesinlikle. Alın benden de o kadar. Kond' hışımla ayağı fırladı. Eli istemeden de olsa arka cebine gitmişti. Oturun beyefendi. Oturun aslında daha önemli bir amacım vardı. O sarı elması istiyorum. Kond silvius yüzünde şeytani bir gülümseme ile arkasında yaslandı. Elbette. Dedi. Bunun için peşinde olduğumu biliyordunuz. Bu gece buraya gelmenizin asıl nedeni de bu konuda neler bildiğimi öğrenmek ve gerekirse beni ortadan kaldırmaktı. İnanın bana. Sizin açınızdan bakıldığında bu gerçekten gerekiyor. Çünkü tek bir şey dışında her şeyi biliyorum. Onu da şimdi siz söyleyeceksiniz. Ah sahimi. Rijayet sen bu eksik halkını ne olduğunu söyler misiniz? Kraliyet elmasının yeri. Kond gözlerini homselikti. Ah demek öğrenmek istiyorsunuz.

Peki bunu ben nereden biliyorum olayım? Biliyorsunuz ve söyleyeceksiniz. Tabii canım. Bana bilef yapmayın, Kond silvius. Homs'in kontin üzerine dikliği gözleri iyice kısılıp parlamış tehditkar ateş parçalarına dönmüştü. Cam gibisiniz. Aklınızdan neler geçtiğini görebiliyorum. O halde elmasın nerede olduğunu da görüyorsunuzdur. Homs neşeylerine çırptı ve işaret parmalını alaycı bir şekilde konta doğrulttu. Demek biliyorsunuz kendinizi itiraf ettiniz. Ben hiçbir şeyi itiraf etmedi. Peki hala mantıklı düşünürseniz sizinle anlaşabiliriz. Yoksa canınız yanacak. Kond silvius gözlerini tavana dikti. Bülöf yaptığımız öyleyene bakın. Dedi. Homs son amdesini yapmaya hazırlanan usta bir satrançı gibi düşünceli düşünceli adama baktı. Son adama sana çekmecesini açarak bir defter çıkardı. Bu defterde neler yazdığını biliyor musunuz? Hayır, beyfendi bilmiyorum. Sizi. Benim mi? Evet bayım.

Sizi. Hepsi burada. O aşağılık tehlikeli yaşamınız boyunca yaptığınız her şey yazıyor burada. Canın cehenneme Holmes. Diye bağırdı kont. Gözleri Alev Alevdi. Sabrımın da bir sınıırı var. Hepsi burada kont. Kumarda yediğiniz bilim her malikanesini size bırakan bayan her oldun ölümü ile ilgili gerçekler bile yazıyor. Rüya görüyorsun sen. Ve bayan mini verindirin hayat hikayesi de yazıyor. Bundan bir şey çıkaramazsın. Hepsi bu da değil. On üç şubat bin sekiz yüz doksan iki de rivi yereye giderken soyulan birinci sınıf tiren de burada. Aynı yıl kreditlüğü anayisteki sahte çek vakası da. Bak orda dur. Demek diğerleri doğru. Peki hala kont. Siz kevhat oyunlarından anlarsınız. Bütün kozlar karşınızdaki elinde ise oyunu bırakmaktan başka şansınız yoktur. Peki bütün bunların sözünü ettiğin mücefele ne ilgisi var? Yavaş olun kont. Bırakın da mesele ikendi sıkıcı yöntemlerimle açıklayayım.

Bütün bunlar aleyhinizde. Ama hepsinden önemlisi kraliye delması vakasında sizin ve azgın boğanısın aleyhinde sağlam delillerim var. Eminim vardır. Sizi white hala götüren arabacı ve oradan uzaklaştıran arabacı şahidimdir. Yine sizi görmüş olan kapıcı da şahidim. Ayrıca ikiye sandırsa daha fazla dayanamadı. İke yatınca oyunda bitti. Kontun alnında damarlar belirmişti. Esmerkıllı ellerini, duygularını dizginlemek ister gibi var gücüyle sıkıyordu. Konuşmaya çalışıyordu ama anlamlı kelimeler çıkaramıyordu. Benim elim bu dedi Holmes. Hepsi'ni masaya açtım. Ama tek bir kahoteksek taşın nerede olduğunu bilmiyorum. Ve asla öğrenemeyeceksiniz. Öyle mi? Lütfen matıklı olun. Durumunca düşünün. Yirmi yıl yatacaksınız. Sen Mert'in da öyle. Peki bu elmas size ne sağlayacak? Hiçbir şey. Ama yerini söylerseniz bir şeyler yapabiliriz. Biz sizi ya da semi istemiyoruz. Taşı istiyoruz.

Onu bize verirseniz işin içinde ben olduğum sürece gelecekte ustu durmak kaydıyle serbest kalabilirsiniz. Ama bir daha falso verirseniz bu sonunuz olur. Neyse, şimdilik görevim elması almak. Siz değilsiniz. Peki ya reddedersem o halde elmasla birlikte sizi de bulmak zorunda kalırım maalesef. Bili zili duyar duymaz gelmişti. Cont, sanırım bu toplantıyı arkadaşını semi de çağırsak iyi olacak. Ne de olsa onun da bazı çıkarları var. Bili ön kapıda iri yarı çirkin bir beyefendi göreceksin. Kendisine yukarı gelmesini söyle. Peki ya gelmezse efendim, şiddet yok bili, kabalık etme. Cont, silviyorsun çağırdığını söylersen gelecektir. Şimdi ne yapacaksınız? Diye sordu Cont, bili gittikten sonra. Dostun vatsın az önce buradaydı. Alıma bir köpek balığı bir de sazanın yakalandığını söyledim. Şimdi ağır çekiyorum. Cont oturduğu yerden kalktı. Elini arkasında tutuyordu. Homsun eli ise Röpler Şambarının cebindeki bir şeyi tutuyordu. Ecelin lölmeyeceksin Holmes.

Ben de hep böyle düşünmüşümdür. Ne fark eder ki? Zaten sizin de aramızdan yatay değil. Dikey konumda ayrılma ihtimalini züksek. Neyse, gelecekle ilgili karamsar beklantileri bir yana bırakıp kendimizi anın sınırsız devgine verelim. Baş suçlunun karanlık tehditkar gözlerinde ani bir şimşek çaktı. Holmes'ün ise gerginliği artıkça boyu daha doğuza müşebenziyordu. Tetici çekmeniz bir işe yaramaz dostum. Dedi alçak sesle. Size bunun için zaman versen bile cesaret edemeyeceğinizi çok iyi biliyorsunuz. Tabancılar sevimsiz, gürültülü şeylerdir Cont. Siz havalı tüfektan vazgeçmeyin. Ah herhalde bu saygın ortanızın minik adımlarının sesi. İyi günler Baymerton. Sokakta canını sıkılmıştır değil mi? Kapıda aptal, inatçı ve düğümdüz suratıyla iri yapıla genç bir adam şampiyon dövüştüğünün takendisi belirmişti. Şaşkın şaşkın etrafına bakınuyordu. Holmes'un yumuşak tavırları karşısında sersemlemişti. İçten içe peki iniyetli olmadığını hissediyor ama nasıl karşılık verileceğini

bilemiyordu. Sonunda yardım için cin fikir ortasına döndü. Mesela nedir Cont? Bu adam ne istiyor? Neler oluyor? Kalın sesi kulundu. Cont umus silkince cevap vermek Holmes'a düştü. Kısaca anlatmak gerekirse Baymerton olanlar oluyor. Boxor gözlerini ortalığından ayırmadan söz ede devam etti. Komik olmayı mı çalışıyor bu herif? Ben içeğelenice kalde değilim de. Bence de değilsiniz, dedi Holmes. Hatta saatle ilerledikçe keyfiniz iyice kaçacak emin olun. Peki hala beni dinleyin, kontsilvüs. Benim için başımdan bir şey. Zamanımı boşaharcıyaamam. Şimdi yatak odasına gideceğim. Siz ben yokken keyfinizle bakın. Arkadaşınıza da olanı bir tenere hat rahat anlatabilirsiniz. Ben kemanımla hofmanın barkarolesini çalışacağım. Beş dakika sonra dönüp, son kararınıza alırım. Seçenekleri anladınız değil mi? Ya sizeyle geçireceğiz ya da ilması. Holmes yandırından geçerken köşede duran kemanını aldı. Biraz sonra yatak odası da bir şey. Bir şey de bir şey.

Yandırından geçerken, köşede duran kemanını aldı. Biraz sonra yatak odasının kapalı kapısının ardından vürkütücü bir melediğinin uzun ve acıklı notaları duyulmaya başladı. Neler oluyor diye sordum Ertona'ndi şeyle. Taştan haberi var mı? Hem de fazlasıyla aberler. Ama her şeyi bilip bilmediğini emin değilim. Yüce tanırım, Boksörün sorgun yüzü daha da solmuştu. İki esandersi bizi kanmazlamış. Vay canına deme köyle, böyle, uğruna kelliği verecek olsam da hesabını öde terem ona. Bize bir faydası olmaz artık. Şimdi ne yapacağımıza karar vermek zorundayız. Dur biraz, Didi Boxer. Yatak odası kapısına şüpheli şüpheli bakarak. Herif çok meraklı birine benziyor. Bizi dinliyor olmasın. Müzik varken nasıl dinleyecek? Doğru, belki perde'nin arkasında biri vardır. O da doko kadar perde var ki. Çevresine bakındırken birden penceredeki heykeli gördü. Öylecek, kalak almış, şaşkınlıktan dili tutunmuştu. Hayır, o sadece bir heykel, Didi Cont.

Sahte söylemi, vaycanına, madem tasavut yanında hiç kalır. Baksana, herifü aynen yapmışlar, perdeleri de ayarlamışlar. Perdelerin canıcı hendime, fazla zamanımız kalmadı. Taş meselesinde bize enseleyebilir. Allah'ın cezası. Ama elmasın nerede olduğunu söylersek bizi bırakacakmış. Ne, söyleyecek miyiz? Yüz bin sitarliğine ilim vereceğiz. Fazla seçeneğimiz yok. Merton, kısa saçlı kafasını kaşıdı. İçeri de yalnız, işini bitirelim. Kimse görmez, korkacak bir şey yok. Cont kafasını sağladı. Adam tetikte bekliyor. Onu vurursak, böyle bir yerden kolay kolay çıkamayız. Üstelik bütün delilleri polise vermiş olabilir. Ha, o neydi? Pencereden belli bilirsiz bir ses gelmişti. İkisi daha yağ fırladı ama başka ses çıkmamıştı. Sandalye de oturan o garip heykeli dışında, o da da kimse yoktu. Sokaktan geldi herhalde, dedi Merton. Bana bak, Cont, sen zekiye adamsın, bir şeyler bulursun. Öldürmeyelim diyorsan gerisi sana kalmış.

Ondan daha iyilerini de gördüm ben, diye karşılık verdik Cont. Taş şimdi gizli cebimde, ortalıkta bırakamazdım değil mi? Bu gece ingiltereden çıkarırsak, pazar gününden önce Amsterdam'da 4 parşeyi ayrılmış olur. Adamın vansı derden haberi yok. Vansıdar önümüzdeki haftaya gitmeyecek mi? Öyleydi ama bu anda nitibaren ilk kimyle yola çıkması gerekiyor. Birimiz taşı alıp lime sokanına gidebilirse bu iş halloldu sayılır. Ama sahtesi daha hazır olmadık ki... ...olduğu kadarına razı olmak zorunda vakit kaybedemeyiz. Cont, sporcularda zamanla iç gücü haline gelen tehlike hissiyle sözün yarıda kesip pencereden dışarı baktı. Evet, o ses sokaktan geliyor olmalıydı. Honmese gelince diye devam etti sözüne, onu kolaylıkla kandırabiliriz. Geriz ekâlı herif taşı alırsa bize tutuklamayacakmış. Ona taşı teslim edeceğimize dair söz veririz. Önce yanlış adrese göndeririz. Bunu fark edene kadar elmas hollanda da bizde yurt dışında oluruz. Hoşuma gitti, diyatıldı sen mertonsarı tarak.

Sen git hollanda lüya söyle, harekete geçsin. Ben de bu salanın icabına bakayım. Bir şeyler uydururum artık. Taşlı vırpıldı derim. Şu kaygıda sinirlerime dokunmaya başladı. Leverpool'da olmadığını öğrenene kadar taş atölyenin bizde mavi suların yolunu tutarız. Buraya gel, anahtar deliğinden uzaktır. İşte taş burada. Bunu taşımaya nasıl cesaret edebildin? Daha güvenli bir yer var mı? White alda bıraksaydık birileri mutlaka bulurdu. Dur, şuna bir göz atayım. Konsil vüüs ortasına ters ters baktı. Kendisini uzanan kirli ellerden iğrenmişe benziyordu. Ne var? Kapuk kaçacağı mı mı sandın? Baksana canımı sıkmaya başladın sen. Dur sen hemen alınma. Tartışmanın zamanı değil. Bu güzelliği doğru düzgün görmek istiyorsan pencerenin yanına gel. Işığa tut bakalım. İşte oldu. Sağ olun. Homs'ün hekelin sandalisinden fırlaması ile değerli müceferi kapması biri olmuştu. Şimdi bir elinde elması tutarken diğer ilede tabancasını kontun kafasına doğru lutuyordu. Su çortakları şaşkınlık içinde geri çekildi.

Ama Holmes onlar toparlanmadan zile basmıştı bile. Şiddet yok beyler, şiddet yok lütfen, mobilyaları düşünün. İçine düştüğünüz beladan çıkamazsınız. Polis aşağıda bekliyor. Kontun şaşkınlığı, öfke ve korkusuna ağır basıyordu. Peki nasıl oldu da? Şaşırmadız çok doğal. Yata kodamdan perdenin arkasında açılan ikinci bir kapı olduğunu bilemezdenize elbette. Bir an hekel değer değiştirirken beni duyduğunuz sandım. Ama neyse ki uyanmadınız. Bu sayede yanınızda olsaydım hayatta yapmayacağınız o koyu sohbetinize kulak misafiri oldum. Kont pes etmişe benziyordu. Sana hakkını vermeliyiz Holmes, sen şeytanın takendisesin. Fena sayılmam diye karşılık verdi Holmes, nazikçe gürüm sayerek. Sen Mert'un'un yavaş yavaş işleyen kafası durumu yeni yeni anlamaya başlamıştı. Mert'imenlerdeki koşuş durmaları duyunca sessizliği ilk bozanı oldu. Polisler dedi. Ama şu gıgıydane hâlâ duyuyorum. Hay Allah diye cevap verdi Holmes çok haklısın.

Bırakalım da çalsın. Bu modern gramofonlar gerçekten çok faydalı hâletler. Polisler içeri üşüştü, kelepçeler takıldı ve suçlular aşağıda bekleyen arabaya götürüldü. Watson, Holmes'un yanında kalıp bu yeni başarısını tebrik etti. Bilenin elinde bir kart fizetle çıkayalmesi üzerine sohbetleri bir kez daha bölündü. Lord Kantlimar efendim. İçeri albili, kendisi en yücemen fatlerin temsilci soğularak önemli bir şahsiyetdir. Dery Holmes. Pek mükemmel ve sadık bir insandır ama biraz eski kafalıdır. Kendi sene biraz zorla sak mı? Artık biraz keyfimize bakabiliriz nasıl olsa. Olanları kim tahmin edebilirdi ki? Kapı açıldı ve içeriz zayıf ağır başlı bir adam girdi. Konuğumuzun yuvarlak omuzları ve cilz adımları, uzun, sivri yüzünden sarkan favorileriyle tam bir tezat oluşturuyordu. Holmes dost çayaklaşıp adamın elini sıktı. Nasılsınız Lord Kantlimar? Yalım bu zamanı epey soğuk oluyor ama içerisinde sıcak, paltonuza alabilir miyim?

Hayır teşekkür ederim, çıkarmayacağım. Holmes ısrarla koluna yapışmıştı. İzin verin alayım, dostum doktor vatsına da sorabilirsiniz. Hava değişimleri çok tehlikeli olabiliyor. Lord Hazretleri Holmes'un elinden zorla kurtuldu. Ben oldukça rahatım beyefendi, uzun kalmayacağım zaten. Sadece kendi kendinize üstlendiğiniz görevinizin nasıl gittiğini öğrenmek için uğradım. Zor efendim çok zor. Ben de bundan korkuyordum. Yaşlar istokratın sözlerinde ve tavırlarında alaycılık seziliyordu. Herkes haddini bilmedi, By Holmes. Böylece kibir hastalığından da kurtulmuş oluruz. Evet efendim, bu iş beni çok zorladı. Şüphesiz. Özellikle de bir noktada, belki sizi yardım edebilirsiniz bana. Tafseye mi istemekte geç kaldınız, oysa ben kendinizce başarılı yöntemleriniz varsa anıyordum. Neyse, yine de yardımı hazırım. Evet Lord Kantlimar, bu hırsızlara karşı sağlam bir dosyo oluşturamıyoruz. Tabii yakalayabilirseniz. Elbette ama asıl mesele şu taşı alacak kişiye karşı ne yapabiliriz?

Bunun için biraz erken değil mi? Hazırlıklı olmanızda fayda var. Peki hala sizce alıcının aleyhinde nasıl bir deliği kullanabiliriz? Elmasla yakalamak yeterli olur. Bu tutuklamaya değer mi? Şüphesiz. Holmes nadiren gülerdi ama eski dostu vatsın gülmenin eşiğine geldiğini anlayabiliyordu. Bu durumda efendim, sizin tutuklanmanızı talep etmek zorundayım. Lord Kantlimar çok kızmıştı. Solgun yanakları atalarından kalma bir öfkeyle Alev Alev yanıyor dışımdı. Hattenize aşıyorsunuz Bay Holmes. 50 yıllık meslek yaşamamda böyle şeyle karşılaşmadım. Ben meşgul bir adamım. Önemli meselelerle ilgilenmek zorundayım. Abtalca şakalarınız için ne zamanım, ne de gülecek halim var. Sizinle açık konuşacağım. Yeteneklerinizde hiçbir zaman inanmadım ve vakanın polis kuvvetlerin elinde çok daha güvende olacağını ileri sürdüm. Bu davranışınızda fikirlerimi doğruluyor. Bu durumda size iyi akşamlar dilemek zorundayım. Holmes hızlatılarak Lordla kapının arasındaki yerini aldı. Bir saniye efendim, dedi.

Mazer'in taşıyla çekip gitmeniz geçici de olsa üstünüzde bulundurmanızdan çok daha ciddi bir suç olmalı. Bu ne güzel, bırakın da geçeyim. Paltonuzun sadece bine bakın. Bu da ne demek böyle? Hadi lütfen dediğimi yapın. Biraz sonra şaşkın aristokratımız titreyen avucunda tuttuğu büyük sarı taşı baka kalmış adeta dilini yutmuştu. Ne, ne? Bu nasıl oldu Bay Holmes? diyebildi sonunda. Çok kötü Lordkent Lamar, çok kötü. Diyatıldı Holmes. Eski dostuma da sorabilirsiniz. Eşek şakalarından haince bir zev kaldığımız söyleyecektir. Ayrıca dramatik anlara da asla dayanamam. Evet kabul etmeliyim ki biraz fazla da olsa haddimi aşarak görüşmemizden önce taşı cebinizle ben koydum. Yaşlı Lord bir taşı bir de karşısında gülümseyen yüze bakıyordu. Beyfendi beni şaşırttınız. Ama evet, bu mazerin taşının takendisi. Size gerçekten minnet tariz Bay Holmes. Mize hallayışınız, sizin de itiraf ettiğiniz gibi biraz saptınca ve zamanız olabilir.

Ama en azından mesleğinizdeki başarılarınızla ilgili yorumlarımı geri alıyorum. Peki ama nasıl? Vaka henüz tamamlanmadı. Ayrıntılar bekleyebilir. Lordkent Lamar, sanırım bu başarılı sonucu, yüce mercilerde anlatırken alacağınız haz yaptığım bu şaka bir razı olsun afifleticektir. Bili, Lord Hazretlerine yolu göster. Sonra da bayan hüt sına söyle, yukarı iki kişilik yemek göndersin.

More episodes

More from Sherlock Holmes

View all episodes →